13 Haziran 2009 Cumartesi

önsöz

- Ben bir yazar mıyım?

Yazar yerine, yazmaya zaman ve emek harcayan, bundan büyük bir keyif alan, yazmadığında da kendisini eksik hisseden biri olarak tanımlanmayı tercih ederim. "Daha çok fırın ekmek yemen lazım" derler ya, o misal.

Ancak hayatımda bir boşluk var da, o boşluk yazdıkça doluyormuş gibi hissettiğim için aralıksız yazıyorum.

- Yazmaya ne zaman başladım?

Okumayı ve yazmayı öğrendiğim ilk yıllardan beri günlük tutuyorum. İlkokuldayken Milliyet Kardeş dergisinin kompozisyon ve hikaye yarışmalarında ödül almamla birlikte, yazıya karşı şevkim arttı ve yazmak hayatımın vazgeçilmez bir parçası haline geldi.

Sonra 14 yaşında Ayla Kutlu'ya mektup ile kafa tutuşum ve ondan cevap olarak cümle kuruluşlarıma ilişkin övgü dolu, asla yazmayı ve okumayı bırakmamı öğütleyen bir mektup alışım var.

Ardından İnci Aral, kendisine yaptığım bir kitap eleştirisinin üzerine, "en iyisi geçinen eleştirmenin bile yakalamadığı bir noktayı yakalaşmış olmamı" kutlayarak, bana imzalı bütün kitaplarını yollamış ve hepsini eleştirmemi rica etmişti. Lisedeydim daha. Dürüst olmak gerekirse korktum. Diğer kitaplarını o kadar iyi eleştirememekten, "Ya gerçekten iyi değilsem?" ile yüzleşmekten... Ve yazmayı bıraktım. Bir kaç sene günlük dışında hiçbir şey yazmadım.

Üniversite Radikal Genç ile birlikte yeniden başladım. Üstelik bu defa yazılarımı okuyanlardan tebrik veya eleştiri mailleri alıyordum. İnanılmaz bir histi. O zaman emin oldum, benim hayatımda yazı olmalıydı ve ben yazdıklarımı başkalarıyla özellikle de tanımadığım kişilerle paylaşmalıydım. Kendime sakladığım yazılar bu kadar keyif vermiyordu.

- Şimdi nerelerde yazıyorum?

Şubat 2009'dan beri Tempo24'te hayata, ilişkilere, kalıp ve kurallara ilişkin hafif ve keyifli yazılar yazıyorum.

Günlük tutmaktan hiç vazgeçmedim. Günlük yazmak vazgeçilmez bir ritüel gibi benim için. Ama günü gününe yazanlardan değil, beyninde boşaltılması gerekenler oldukça yazanlardanım. Bazen blog, bazen kağıt kalem kullanıyorum.

Bir de mushaboom8 var. En istikrarlı olduğum blogum. Açıp kapayıp bir türlü devam edip etmemeye karar veremediğim blogların aksine, düzenli olarak 1-2 yazı mutlaka yolluyorum. Düzenli izleyeni o kadar çok olmamakla birlikte, günlük tıklanma sayısı epey yüksek olan bu blogta, izlediğim filmleri, gittiğim restoranları, aldığım kıyafetleri, dinlediğim müzikleri, okuduğum kitapları ve bir yerde görüp bayıldığım her şeyi yazıyorum.

- Peki bu blogun amacı ne? Yeteri kadar blogum yok muydu zaten?

Ben yazma hakkında hiç bir eğitim almadım.

İyi yazabiliyor olabilirim; ama çok daha iyi yazmak istiyorum. Yazmak hayatımın vazgeçilmezi ise ve ben bundan bu kadar keyif alıyorsam, gelişmek ve öğrenmek için de biraz çaba harcamalıyım.

Bu benim "daha iyi yazmayı öğrenme" günlüğüm olacak. Okurlardan gelen ve beni düşündüren eleştiri mailleri, gazeteci ve yazarların otobiyografilerini okurken öğrendiklerimi, eğitici kitaplardan kaptığım püf noktaları burada kayıt altında tutacağım. Böylece yürüdüğüm yolları daha somut takip edebileceğim.

Daha basit bir söyleyişle durduğum yerde sekiyor muyum, yoksa gerçekten bir yol katediyor muyum; hobi olarak mı kalmalı, yoksa daha ciddiye alıp üstüne düşmeli miyim kararını verebileceğim.

0 yorum:

  © Blogger Template by Emporium Digital 2008

Back to TOP