6 Temmuz 2009 Pazartesi

Sonuç olarak biz gazeteciyiz ve dinlenme aralarında bile, bizim için takip edilecek, eleştirilecek, incelenecek, yorumlanacak bir şeyler olduğunu unutamayız. (Donatella Piatti)

Bendeniz uzun yıllardan beri profesyonel deformasyon dedikleri meslek hastalığından mustaribim: "Off the record" diye not düşülmeyen bütün yazılı belgeleri açıklarım. Gazetecilik alışkanlığı işte.
(Mine G. Kırıkkanat)

5 Temmuz 2009 Pazar

Yazarlardan yazarlık tüyoları - 3

Tuna Kiremitçi

Yeteneğinizden ne kadar şüphe duyarsanız, iyi bir eser ortaya koyma şansınız o oranda artıyor.

İlk romanıma bütün sıkıntılarımın tavan yaptığı bir gecede başladım. 17 yaşındaydım ve yazmaya başlamadan yarım saat önce onu yazacağımı bilmiyordum. Sadece hayatıma yeni bir pencere açma ihtiyacı hissediyordum. Eskiden de roman yazmak gibi bir düşünem vardı; ama kendimi hazır hissetmiyordum. Kendimi hiçbir zaman hiçbir şeye hazır hissetmeyeceğim ben, dedim. Oturup bir sayfa yazayım, beğenmezsem devam etmem, dedim. O ilk sayfayı yazmam, yazarlık kariyerimin dönüm noktasıdır diyebilirim.

Ben saf yetenek diye bir şey olduğuna inanmıyorum açıkçası.Eluard'ın sevdiğim bir sözü var: "İlk dize Tanrı'dan gelir, geri kalanı ise matematik ve çalışmadır." Yani Tanrı'dan gelen o ilk dizeyi ortaya çıkarabilmek herhalde yetenekle ilgili bir şey. Açıklanamaz. Ama geri kalanı insanın kendisini organize edip çalışmasına dayanıyor bence.

Yeteneği - ki ben yaratıcılık demeyi tercih ederim- ölçmenin bir birimi yok. Onu gördüğünüz zaman anlayabiliyorsunuz sadece. Bir şeyle karşılaşıyorsunuz ve o güne kadar bildiklerinizin hiçbirine benzemiyor. Bunu ortaya çıkaran şey yetenek bence, yani yaratıcı dürtü. Fakat bu yola giden adresi kimse bir diğeri için gösteremez.

Çalışma, deneyim ve birikim denilen şeyler matematiğini oluşturuyor bu işin. Ne kadar çok üretirseniz o kadar çok yanlış yapıyorsunuz ve o yanlışlara bakarak ders çıkartıyorsunuz.

Her gün çalışıyorum ama her gün çok iyi sonuç aldığımı söyleyemem. İkişer sayfa yazdığım zaman kendimi çok iyi hissediyorum. Bilgisayarda 14 punto New York Times karakteri ile yazıyorum.

Ne yazacağımı pek düşünmem. Oturup yazmaya başlarım. Ne yazacağımı düşünürsem asla oturup yazamam çünkü.

Yazarken insanın zevk alması gerekir. Burada püf nokta şu: Bir evi yapan mimar keyif alırsa o evin içinde yaşayan insanlar da keyif alırlar. Benim okumaktan hoşlanacağım kitaplar yazmaya çalışıyorum. Bir kitabı bitirdikten sonra kendime şunu sorarım: Bunu başkası yazmış olsa okumak benim hoşuma gider mi?

Bir yazar adayı ne zaman vazgeçmeli? Kaçıncı reddedilişte? Beatles bile plaklarını bastırmadan önce defalarca reddedilmiş bir grup.

Hangi yayınevlerinin ne tür kitaplarla ilgilendiğini belirleyip, dosyaları doğru adrese yollamak ise sonuca gitmek açısından çok önemli bir öncelik.

Yazarlardan yazarlık tüyoları - 2

Ahmet Ümit'ten sonra bu sefer de Ayşe Kulin'den en ilgimi çekenler...

Gazetelik serüvenim oldukça hazindir. Ben kadrolu olarak Güneş ve Dünya gazetelerinde, pek çok dergide çalıştım. Cumhuriyet gazetesi için çeşitli röportajlar yaptım ve sanat sayfalarına yazılar yazdım. Konuştuğum kimselerin cümlelerinin sonunu başını atlayıp, ortalarını manşetlere taşıyamadığım, maksatlarını aşan cümleleri konu başlığı yapamadığım ve kimsenin üzerine gidemediğim için son derece kötü bir gazetecilik örneği sergiledim.

Biyografiler dışında öykünün sonunu bilmeden çıkarım yola. Öykü ya da roman karakterleri bana kendi serüvenlerini dikte ederler.

İyi cümleler kullanmanız gerekir. İyi cümle, derli toplu, kısa ve anlaşılırdır. Tık diye ne demek istediğini anlatır. İyi bir metin de ancak iyi cümlelerden oluşur.

Yayıncı bulabilmek için 25 yıl beklemiş biri olarak, genç yazarlara tavsiyelerde bulunmaya ehil değilim. Sadece iyi bir gözlemci olmalarını ve çok okumalarını önerebilirim.

4 Temmuz 2009 Cumartesi

Yazarlardan yazarlık tüyoları

"Haftalık" dergisinin 2005 yılındaki 122.sayısında "Kitap yaz hayatın kurtulsun" diye bir yazı dizisi yayınlanmış. Çeşitli yazarlar, nasıl yazar olduklarını ve yazar olmak isteyenlerin neler yapması gerektiğinden bahsetmişler.

"AHMET ÜMİT"in söylediklerinden benim ilgimi en çok çekenler:

Hemen yazar olunmuyor ki... Yazdıkça oluyorsun. Ben yazar olacağım demekle olunmaz. Sürekli yazmadığınız sürece yazar olamazsınız.

Yazarın dünyayı değiştirmesi gerekir bence. Bu dünyanın değiştirilmeye ihtiyacı var çünkü. Edebiyat da buna hizmet etmeli.

Devrimci genel görüşün zıddını savunur ya. Bu aslında sanata da uyan bir şey. Bence inandığın şey farklı ve aykırı olmalı. Baktığın yer farklı ve aykırı bir yerse ona uygun bir metin çıkarmalısın. Ama farklı ve aykırı olmak adına gerçeği bozmaktan bahsetmiyorum burada.

Yetenek bence yaratılmış olandan farklı bir yapı, bir üslup bulmaktır. Bunu başarabilen insan yeteneklidir.

Bir romana başlamadan önce kafamda bitriyorum hikayeyi. Önce kurgusunu yaparım ve bölümleri yazarım. Sonra karakterlerin boyları, posları, giyimleri, konuşma tarzları. Sinopsis gibi. Kafamda her şeyi yazmaya başlamadan önce bitiririm.

En önemli kriter yazarken keyif almak. Yazını sıkıntıyla yazarsan yazar okur onu anlar.

Beni besleyen esas olarak hayat. Üçüncü sayfa haberleri de olabilir, arkadaşlarımın başlarına gelenler, karikatür, sinema. Çok kötü de olabilir bir film ama bir ayrıntısından bir roman çıkabilir.

Bir kere yazabileceğine inanacaksın. Sen inanırsan başkaları da inanır. Bin kere reddedilirsen bin kere yapacağım diyeceksin. Kundera'nın bir lafı vardır: "Yazarlık aslında kendi egonu başkalarına kabul ettirme sanatıdır."

Sürekli yazarsan ve iyi bir şey yazarsan mutlaka yayınlatırsın. İkincisi çok yazacaksın çok okuyacaksın abi. Başka da benim söyleyebileceğim bir şey yok.

  © Blogger Template by Emporium Digital 2008

Back to TOP